
Cahillik için eğitim şart…
Birinci Sahne; Yontma Taş Devri… Ortada avlanmış bir geyik ve çevresinde paylaşacak olan avcılar… Adalet terazisi ise ellerdeki odun…
Böyle bir sahnede, karşısındakine daha çok pay düşsün diye, odunu kendi kafasına vuran avcı olabilir mi? (*)
Elbette olamaz. Tarih boyunca da olmamıştır. (Son çeyrek yüz yıl hariç) Kendimizi telef ede ede karşımızdakinin payını büyütüyoruz.
Sonuç ne mi oldu? Paylaşım konusunda, Yontma Taş Devri’nden daha geriyiz.
*
İkinci Sahne; 1962 Yılı, Ramazan Bayramı arifesi, Karşıyaka’da Bossa Fabrikasının önünde vardiya değişimindeyiz. Gece çalışan işçilerin dağılma saati. Gündüz çalışacak işçiler kart basıp fabrikadan içeri giriyor, ama evlerine gidecek olanlar, bir alanda toplanıyor. Servis araçlarına binmiyorlar.
Hepsinin ellerinde içi boş bir şişe…
Anlaşıldı ki, İşçi Temsilcisi gelecek, Ramazan Bayramı için kolonya dağıtacak.
“Biraz bekledikten sonra fabrika kapısından kısa boylu, üzerinde kareli kalın bir palto ve boyun bağı, yüzü fazla çalışmanın verdiği yorgunluktan sap sarı 35 yaşlarında bir adam çıktı…
İşçiler işte bizim adam diye tezahürata başlar… Hep bir ağızdan ellerindeki şişeyi tıngırdatıp: “Haydi Gürbüz dağıt kolonyaları…”
Gürbüzün bir elinde büyük bir şişe diğer elinde huni… Huni ile kolonyaları dağıtacak. Ancak gelin görün ki, büyük şişe de boş. Gürbüz’ün elinde dağıtacak hiçbir şey yok.
Boş şişeyi görenler, bu şamataya daha fazla dayanamayıp servislere doğru giderken, onlara seslenirler:
“Nereye? Sizin kolonyaya ihtiyacınız yok mu? Diye engel olmaya çalışırlar.
Kalabalık grup, Gürbüz’ün önderliğinde, karşısındaki su kanalına doğru yürür ve akan çirkef suyundan şişesini doldurup:
“Haydi, gelin işverenin dağıttığı fitre olan kolonyanızı alın…”
Bu konuşmadan sonra boş şişe ile oraya gelenler, burunlarını tuta tuta o pis sudan doldurmaya başlarlar. Akan çirkefin önünde BOSSA işçileri adına, İşçi Temsilcisi Şükrü Gürbüz bir konuşma yapar:
“Arkadaşlar, biz hali hazırda aldığımız maaşlarla şu gelen Mübarek Ramazan Bayramı’nda bir şişe olsun kolonya dahi alamayacak durumdayız. Biz ancak dereden doldurduğumuz su ile evimize gelen misafirleri ağırlayabiliriz. Ama şayet, bizim buradan bedava olarak bu çirkef suyunu aldığımızı İdare Müdürümüz duyacak ve fabrika sahibine söyleyecek olursa eminim ki patron bu kanalın burada akıtılmasına izin vermeyecektir…” (**)
Ne mi oldu? Şimdi böyle bir fabrika yok… Ve huniler başımızda…
Çirkef akmaya devam ediyor. Medeni olduğumuz için bazı bölgelerde üzeri örtüldü.
Ayrıca iktidarın sunduğu avuntu kolonyası, çirkefin mis gibi kokmasını sağlıyor.
Üçüncü Sahne; Yayadan çok motosiklet…Bir de branda ve naylonla kapatılan adını bilmediğim araçlar.
Bunların örtülü olanlarının çoğunu çöp toplayıcılar, motosikletlerin büyük bir bölümünü de kuryeler kullanıyor.
Üniversite mezunu kuryeler, üniversite mezunu market tezgahtarları ya da yine üniversite mezunu hamburger satıcılarının hazırladığı siparişleri, üniversite mezunu işsizlerin evine götürüyorlar…
Bu çalışanlar ilk okul ya da orta okul mezunu iken haklarını bilmekle kalmayıp arama konusunda da uzmandılar.
Şimdikiler çalışıyor, haklarının yendiğini biliyor ama hakkını aramıyor.
Çünkü; Eskiden işçi / Emekçi kesimi hakkının yendiğini bilir, buna itiraz ederdi.
Sonuç ne mi oldu? Şimdi insanlar ellerinde yenilecek bir hak olduğu için dua ediyor.
Çoğunluğun elinde yenilecek bir hak bile kalmadı. Ve iktidarın akıl daneleri şunu öğrendi:
Cahilleştirmek için eğitmek şart… Yapılan bu…
|
|