
Rıza Bey, Erzincan’daki köyü Sütpınar’ı anlatıyordu. Öylesine içten, öylesine özlem dolu…
Anladım, köyü bırakıp gelmemiş. Köyünü tüm benliğiyle birlikte yanında götürmüş. O köy, öyle uzakta falan değil, hemen içinde, yüreğinde…
Köyünün gelenek ve göreneklerinden söz ederken… Zihin bu… Ben de çağrışım yapan bazı adetler geçti aklımdan.
Afrika’da Gineli siyahilerin yaptıkları bir ritüelden söz edeyim; Kötülükleri kovma şenliği.
Altın Sahili’nde şeytanı kovma işleminden önce sekiz günlük bir oruç tutulur.
Bu oruç bildiğiniz oruçlara benzemiyor.
Bizde “nefsin hakimiyeti” orucun temeli iken buradaki temel “Hiciv özgürlüğüdür”
Bu sekiz günlük sürede neşe ve hiciv özgür kalır, Dedikodu ve rezalet ayyuka çıkar.
Antropolog JamesG. Frazer’e göre:
“Herkes astlarının olduğu kadar üstlerinin de bütün hatalarını, alçaklıklarını, hırsızlık ve rezilliklerini, sahtecilik ve suistimallerini hiçbir ceza korkusu duymadan ya da en küçük bir engelleme olmadan açık açık söyler…” (1)
O süre içinde herkes, diğerine karşı içindeki kin ve nefreti haykırır.
Bu tür kabilelerdeki inançlara göre, hasat zamanından sonra, “Ambarlar buğdayla doldukça, insanın içine kötülük dolar.”Bu kötülük şeytandır. Kötülük içte kaldıkça şeytan beslenir, semirir. Bu zararlı şeytanın dışarı atılması lazım…
Sekizinci gün, acı çığlıklarla ardından koşarak sopalarla, taşlarla ellerine ne geçirmişlerse onunla döverek kötü düşünceleri dışarı sürerler. Şeytan böylece insan düşüncelerinden, çevrelerinden ve yaşadıkları ev ve topraklarından kovulmuş olur.
Bu adetler size garip gelirse, bizdeki Şeytan Taşlama”nın inanç kökenlerini düşünmenizi öneririm.
Hiç olmazsa ilkel kabile, şeytan taşlarını dolarla satacak kadar şeytanlaşmamıştır.
*MASCAL; ADALET
Genelde birçok toplulukta bu kötülüklerin dışarı atılma törenleri yapılır.
Bütün Abyssinia (Habeşistan’ın eski adı) Şenliklerinin en büyük tantana ile kutlananı MascalŞenlikleridir. (Mascal, adalet ve bereket anlamındadır.)
Şenlik arifesinin gün batımında bütün evlerden çıkanlar şeytanı korkutmak için bağırır, çağırır olabildiğince gürültü çıkarırlar.
“Sonra herkes kendine bir meşale bulur ve gecenin erken saatlerinde şenlik ateşleri yakılır, insanlar meşalelerle kasabanın / Köyün içinde dolaşır. (Ateş, bütün üzüntü ve kötülükleri uzağa sürmek ve iyilikleri yürekten kabul etmek anlamındadır) Evlerin içinden de geçerler, kaybettikleri bir şeyi arıyormuş gibi koridorda her karanlık köşeye, sedirlerin altına, ahırlara, mutfağa vb. her yere ışık tutarak bağırırlar:
‘Ispanağı dışarı kov!Etli çorbayı içeri al:
Mascal geldi!’”(1)
Anladığımız şu: Evet, kaybettikleri adaleti arıyorlar. Adaleti buldukları yerde de şeytan barınamadığı gibi bereket de gelir.
*Yine delice sorular üşüştü zihnime. Acaba diyorum. Sekiz gün değil de üç gün, “Hiçbir baskı, cezalandırma, ayıplanma ve kin tutma” korkusu olmadan, herkes birbirine düşündüklerini söylerse ne olur?
Belki de birçok insan işlediği günahın, yaptığı kötülüğün farkında değil.
Bu tutum, bir çok kişinin davranışlarını düzeltmesi için vesile olabilir mi?
Bilmiyorum.
Kabaca suç oranlarının çok düşeceğini tahmin ediyorum. Çünkü bu öfke paylamalarında oluşan suçlar o kadar fazla ki, mahkemelerimiz de bunlarla uğraşmak zorunda kalıyor.
Bence çağdaş dünyanın ilkel inançlardan öğreneceği çok şey var.
(James G. Frazer Altın Dal. Dinin ve Folklorun Kökenleri 2. Cilt)
|
|