
HIDIRELLEZ VE TAHTACILAR DERNEĞİ
Hüseyin Şapkalı’ya…
Geçenlerde Sivil Toplumlar Genel Müdürlüğü’nden aldığım bir mesajla, “Adana Tahtacıları Kültür Derneği”ne Onur Üyesi olarak kaydedildiğimi öğrendim. Tarihin şafak vaktinden beridir bu coğrafyada soluk alan Tahtacıların oluşturduğu dernekten bu Mesajı alınca çok duygulandım…
Dünya ne kadar kötü olursa olsun, içinde o denli iyilik barındırır.
Tarumar olmuş bahçelerin yer düşmüş çerçöplerinden yeni ve temiz hayatlar doğar.
Doğa, maymunları, kuşları ve bitkileri, başka başka türden yarattığı gibi insanı da aynı cinsten oldukları halde çeşitli türler şeklinde yaratmıştır. O, en ilkel bir toplumdan en yetkinine kadar geçirdiği bütün evrim safhalarında hiç değişmemiş, daima tabiata hâkim olmak iddiasıyla düşünmüş, kendine, kendi cins ve türlerine hükmetmek için çalışan bir afet kesilmiştir.
Bilgisinin sınırlarını genişlettikçe, yetkisinin alanını da genişleten insan oğlu, daha büyük saadetlerin, daha büyük şereflerinkazanılması8 pahasına hiçbir ızdırap ve tehlikeyi göze almaktan çekinmemiştir.
O, adeta Tanrıyla yarışa çıkmış ve yürüyüşüne engel saydığı her kuvvet ve varlığı acımadan devirmekten hoşlanmıştır.
Onu bazen bir katil, bir hırsız, bir iffet düşmanı, bazen de bir bilge, iyiliği seven bir melek, özet olarak fazilet ve rezilliğin tam kendisi imiş gibi görüşümüzün sebebi budur…
Dünyayı bir yanda kötüler, kafasızlar, şeytanın kılık değiştirmiş insan suretleri… Diğer yanda sayıları az da olsa akıllılar, utanma ve vicdan sahipleri yönetmektedir. Parkta, otobüste, Pazar yerinde yanımdan insan görünümlü, katiller de geçiyor, melekler de…
Ne mutlu bana, çevrem, utanma duygusunu kaybetmemiş insanlar dolu. Bu da bir güçtür. Bazen soruyorum Tanrı’ya: Bu ikisini de sen mi yarattın?” diye. Cevap Cemil Sena’dan geliyor:
“ (…) O kesiyor, yakıyor, yaralıyor… Fakat bütün bu kötü aksiyonlarının yıkıntılarını yine kendi eliyle onarıyor. Sol eliyle çaldığını, sağ eliyle geri veriyor, büyüklüğünü kabul ettirdikten sonra küçük kalana acıyor ve küçük kalan da ilk fırsatta büyüğe kafa tutmaktan ve baş kaldırmaktan çekinmiyor.
Öç alma lezzeti ile sarhoş, kendini efendi yapmaya susamış, kötülük kadar da iyilik avcısı olan bu yaratıcı maddeye ‘İnsan’ adı verebiliriz.
Nitekim Kur’an, pek yüceltmiş olduğu bu fani yaratık için ‘Fakat’ diyor, ‘Biz onu aşağılıkların en dibine defettik’.
Aşkla nefreti, iyilikle kötülüğü, acımakla zulmetmeyi, öfke ve şefkati nefsinde toplamış olan öyle bir yaratığa insan diyoruz ki, o alemin akışına yeni yönler veriyor; bu akışı hızlandırıyor ve engelliyor, zaman zaman yapmış olduğu işlerden sersemleyerek (internetin hayatımıza girmesi gibi) eskiye – Tabiata ve Tanrıya- başkaldırıyor ve yaptıklarına pişman olmaksızın kendi kaderini kendi iradesi ile yaratarak karşılaştığı her sonuca sızlanmaksızın katlanıyor.” (*)
Evet ne mutlu bana ki, değerli dostlarımın sayesinde bütün kötülükler anlamını yitiriyor.
HÜSEYİN ŞAPKALI VE DERNEĞE ARMAĞANIMDIR.
1980 darbesi ile gözaltına alınıp, birkaç yıl sonra serbest bırakılan bir dostum vardı. Öğretmendi ve öğretmendi. İşine de son verildiği için çocuklarına bakamayacak durumdaydı. Elbette yüküne omuz verdim. Kitap satıyordu. O zamanlar onlarca kitap seti satın aldığım gibi, yüzlerce dostum da setlerden aldılar. Eski öğretmen biraz nefes aldı. Bir gün sabah geldi, bana:
“Sedat Bey, verdiğin destekle yaşama yeniden tutundum. Şimdi hayatım normale döndü. İki gündür bütün şehri dolaşıyorum, sana bir hediye almak istedim. Ama ne alacağımı bilemedim. Her şey yetersiz geldi. Bu nedenle sana bir hayalimi armağan etmek istiyorum. Lütfen kabul et” dedi.
Ve hayalini anlattı:
“Her güneş doğduğunda hayatıma kahrettim. Her duruşmaya çıkışımda serbest bırakılacağımı düşündüm. Ancak hakim ‘Tutukluluğu devamına’ deyince ranzama dönüp ters tosbaha (kaplumbağa) gibi üst ranzanın tabanını seyrettim. O an hep bir evimin olmasını hayal ettim. Salonun bir duvarına boydan boya Picasso’nun Guernica tablosunu yaptıracaktım. Her şeyden çok bu hayal beni güçlü kıldı. Bu hayalimi gerçekleştiremedim, şimdi sana armağan etmek istiyorum” dedi.
Bu hayal aldığım en güzel armağandı.
Değerli Hüseyin Şapkalı, değerli insan, Adana Tahtacıları Kültür Derneğinin değerli üyeleri, Bu Hıdırellez gününde sizlere dünyanın bütün güzelliklerini armağan etmek isterdim ancak gücüm, kalbimdeki sevgiye ve zihnimde size ayrılmış bir deyişe yetiyor.
Sevgi ve saygı dolu kalbimle beraber, Dede Korkut’tan bir deyiş armağan ediyorum.
Lütfen kabul etme yüceliği gösterin…
“Ağaç… Ağaç dersem sana arlanma ağaç,
Mekke ile Medine’nin kapısı ağaç,
Musa Kellimin asâsı ağaç,
Büyük büyük suların köprüsü ağaç,
Kara kara denizlerin gemisi ağaç,
Şah-ı Merdan Ali’nin Düldül’ünün eyeri ağaç,
Zülfikaar’ın kınıyla kabzası ağaç
Şah Hasan’la Hüseyin’in beşiği ağaç,
Beni sana asarlarsa götürmegil ağaç,
Götürecek olursan yiğitliğim seni tutsun ağaç,
Bizim elde gerek idin ağaç,
Kara Hindû kullarıma buyuraydım,
Seni para para doğrayalardı ağaç”
*
Başına doğru bakar olsam, başsız ağaç,
Dibine doğru bakar olsam, dipsiz ağaç
|
|